KARAMAN’IN PINARLARI KURUDU
Prof. Dr. Mehmet Asil Yılmaz
Kendimi bildim bileli gurbette yaşıyorum .Küçük yaştan beri memleketimin havasını ,suyunu ,toprağını ,dağını ,taşını ve insanını özlerim. Toprağına ayağımı basınca da gurbetlik duygularımın verdiği hasretlik ve mutluluk enerjisi o anda bayram sevincine dönüşüverir Buda benim ruhumu tazeler, zinde tutar, yaşamıma yaşantıma sevinç ,zevk ,huzur ,gücüme de güç katar, Nedeni bilmiyorum ama ‘’belki de bana öyle geliyordur ‘’ gurbette yüzüne baktığım güneş , sılada içimi ısıtan o güneş değilmiş gibi gelir bana ,mehtabı da o mehtap değilmiş gibi gelir bana, sılam da güler yüzlü gördüğüm Çoban Yıldızı da sevimli yüzünü göstermek istemezmiş gibi gelir bana sanki yüz görümlüğümü istiyorum dermiş gibi gelir bana.
Memleket sevdasını, gurbetin acısını çeken bilir derler ya benim için de bu sevda öyle bir sevdaymış meğer. Hasretlik sevdamı bastırmak için de fırsat buldukça memleketime gider ,gelirim. Yol güzergahım da , Adana -Pozantı –Ereğli üzerinden olur. Karaman sınırının toprağına ayağımı basınca meltem rüzgarı gibi nazlı nazlı esintili bir rüzgar esiverir içime,.Bu esintinin serinliği :‘’Karamanın girişinde ki trafik kazalarına davetiye çıkarma olasılığı olan ‘’Bifa Kavşağına gelince donuklaşarak sarı sıcağa dönüşüverir , evimize giden yolumuz üzerinde trafik lambası konulmayan veya yerleştirilmeyen kavşaklara da gelince haftalarca veya aylarca içimde biriktirdiğim memleket hasretliği yine bozarmış yaprağa dönüşüverir. Sonuncu meltem serinliğinin köyüme gidiş ve geliş de trafik kazalarına göz göre davetiye çıkarma olasılığı olan Karaman’ın Konya yoluna çıkışında ki alt geçitli köprüsüne gelince de tekrar sarı sıcağa dönüşüverir’’. Kendime neyleyeyim ‘’kumaşımız bu, elimizde olan kumaş bu ‘’ diyerek kendimi ve eşimi teselli eder mekanımıza gelince eşyalarımızı yavaş yavaş evimize taşımaya başlarım, bu işlem bittikten sonra olumsuz düşüncelerimden uzaklaşmaya çalışırım. Pencereleri açar ,odaları havalandırır ,suları akıtarak ellerimi, yüzlerimi yıkar ve evde eksik gedik ne varsa onu tamamlamaya çalışırım.
Bu yıl her nedense geçen yıllardan farklı olarak evdeki muslukları açınca musluklardan akan suların ne rengi hoşuma gitti, ne kokusu hoşuma gitti , ne de tadı hoşuma gitti . Hemen yöneticimizi aradım ve ona durumu anlattım Yönetici de ‘’ her geçen yıl maalesef sitemizin suları ve içerikleri bozuldu, arıtmamız olduğu halde içilecek suyumuzda tat mad kalmadı , ben dahil bütün site sakinleri içmek için ya hazır su kullanırız veya arabası olanlar civar yörelerden su ihtiyaçlarını giderirler ,sizler de öyle yapın hocam ‘’ dedi . Yöneticimize ’ben de sizler gibi başımın çaresine bakacağım ’’ diyerek ona veda ettim O anda aklıma geçen yıl suyunu içtiğim Dere Köyünde bir tepe üzerine hayra yapılmış damla damla akan pınar su çeşmesi geliverdi ve yorgunum argınım demden o çeşmenin başında soluğumu aldım. Ama maalesef bu çeşmenin de suyunun kuruduğunu gördüm vay memleketimin haline diyerek , moralim bozuldu, umutlarım pörsüyüverdi. Sonra ne olup olmadığını anlamak için Dereköyüne gittim ve köyde karşılaştığım köy sakinlerine, koyun ve kuzu çobanlarına ‘’ siz su ihtiyaçlarınızı nasıl karşılıyorsunuz ? hangi pınarlardan sularınızı tedarik ediyorsunuz ‘’ diye sorunca bana ‘’köyümüzün pınarları kurumaya yüz tuttu ve hatta önemlileri kurdu bile , bizler de su ihtiyacımızı ya su kuyularından ,ya barajın sularından temin ediyoruz veya hazır su kullanıyoruz ‘’ dediler ve eklediler’’ bir gün barajımızda kurursa ki kuruyacak yarınlarımızda toprağımızı ,mahsulümüzü ,ekinimizi ,zerzevatımızı nasıl sulayacağız ? ürünlerimizi nasıl eskisi gibi hasat edeceğiz ‘’ diyerek dert yandılar. Aralarında benim gibi su aramaya gelenlerden birisi (belli ki doğayı seven kültürlü birisi ) lafa katılarak ‘’ eğer yetkililerimiz gerekli önlemleri bu günden almazlarsa ve de bu yıl gibi ülkemiz de uzun yıllar kuraklık devam ederek topraklarımız yağmurla buluşmazsa , yağmur taneleri dağa ,taşa toprağa düşmezse hem barajımız kurur , hem yer altı sularımız tabana doğru çekilir gider ,yarınlarımızda da Karapınar ‘da olduğu gibi susuzluktan ,su kıtlığından memleketimiz de obruklar ,çökmeler ve çöküntüler meydana gelebilir ‘’dedi . Vatandaşımız yerden göğe kadar haklı .Çünkü su abı hayattır, canımızın, malımızın, ekosistemimizin ,doğamızın yapı taşıdır . Su canlılığın canlılarının birbirlerine olan iletişimini sağlar, iletişim mekanizmalarını sağlar. Merak ediyorum ; normal bir vatandaş yarınlarımız dan kaygılı , ülkemizin en önemli sorunlarından birisi haline gelmesi olası olan su kıtlığı sorununu dile getiriyorsa ve sorgulamasını yapmasını biliyorsa koskoca Devlet Ricali , yetkili yöneticilerimiz acaba ‘’ bu sorgulamayı niye yapmıyor, niye küresel ısınmadan kaynaklanan susuzluk önlemlerini bu günden almıyor ‘’ diye kara kara düşünmeye başladım ?
Obruk Nedir ? Neden Meydana Gelir ?Obruk ‘’arazinin yüzünde oyukların oluşması ,çökmelerin, çöküntüleri ve çukurlar oluşması diye tanımlanabilir . Her bir obruğun ,oyuğun veya çukurların genişliği , derinliği ,eni , boyu yani boyutları arazinin morfolojik yapısına ,jeolojik yapısına göre ,bölgelere göre değişir ve şekillenir .Bu oluşumların sebebi bir değil çokçadır sebepleri :
‘’ Yer altındaki suların kontrolsüz ,düzensiz ,gelişi güzel ve bilinçsiz şekilde kullanımında aranmalıdır , sanayide ,santrallerde , taş ocaklarında, mermer ocaklarının kullanımında da aranmalıdır, madencilik işletmelerinde madenlerin elde edilme süreçlerinde de onlarca ,binlerce ton yer altı sularının kullanılmasında sarfiyatında aranmalıdır. Yine madenlerin elde edilme süreçlerinde yüzlerce ,binlerce ,on binlerce orman ağaç ağaçların kesilmesinde aranmalıdır , ormanlık alanların ,ormanlık koyların talan edilmesinde ,orman yangınlarıyla ormanların kül edilmesinde aranmalıdır, yağmur yağmadığı için yer altı sularının tükendikçe tükenmesinde ,kuraklıkta aranmalıdır, tarım arazilerinin tarım dışı amaçlarda kullanılmasında ,tarım arazilerinin ormanlık alanların betona gömülmesinde aranmalıdır .Atmosfere salınan Co2 gazlarının yoğunluğunda aranmalıdır ,sera gazlarının ve küresel ısınmanın yarattığı sorunlarda aranmalıdır’’. Bilimsel olarak obruk ‘’yer altında kireçtaşı gibi eriyebilen kayaçların zamanla boşluklar meydana getirmesi ve bu boşlukların tavanlarının çökmesiyle oluşan karstik yer şekli ‘’ diye tanımlanır
Prof. Dr. Yaşar Eren , Doç.Dr. Bülent Özmen ve çalışma arkadaşlarına göre ‘’Tahıl ambarı olarak bilinen Konya Ovasında her yıl 20 -30 obruğun oluşmakta ve Konya’da oluşan obrukların sayısının da iki bine ulaşmış durumda. Konya genelinde ise 2022 yılı verilerine göre, tespit edilen toplam obruk sayısı 2240dir .Konya ‘ya gezmeye gitmek isteyenler deprem gibi doğanın afeti olarak bilinen bu obruklar Karapınar da , Karatay’da , Çumra’da , Selçuklu, Ereğli’de , Halkapınar’da ve Emirgazi ilçelerinde görebilirler. Eğer küresel ısınmadan kaynaklanan sorunlar ‘’ bölgemizde devam ederse ve doğanın ,ekosistemin tahribatı geçmiş yıllarda olduğu gibi ve bu yılda görüldüğü gibi de yarınlarda da devam edip giderse , tarımsal ürünler havzası projeleri uygulanması gerçekleştirilmezse , Karaman gibi Konya gibi en az yağış alan bölgelerde , mısır gibi pancar gibi sulak arazilerde yetiştirilen ürünler de ekimden hasat edilene kadar düzensiz bilinçsiz ve aşırı şekilde de sulanırsa ,yer altı kuyuların açılım sayıları ovada plansız , programsız şekilde de artarsa , kuyular kazılırken sondajlanma süreçlerinde yeraltından su ile birlikte aşırı kırıntılı malzeme toprak yüzeyine de çıkarılırsa, çıkartılırsa ve de çıkartılmaya da devam ederse ‘’ Karaman Ovasında da muhtemelen Obruklar meydana gelebilir ‘’ diye düşünüyorum. Acaba Küresel Isınma Nedir? Kimler Tarafından Yaratılır?
Küresel ısınma: Atmosferi oluşturan Ozon, Karbondioksit, Kloroflorocarbon grubu ve Metan gazların miktarlarında atmosferde bir artış olursa güneşten gelen ısının yeryüzünde tutulma dengesinde ,kapasitesinde önemli sapmalar olur , bu yüzdende okyanuslarda, nehirlerde ve karada ısınma , buzullarda çözülme gibi olaylar meydana gelir . Kısacası küresel ısınma atmosferde bu dengenin bozulma sonucu yer yüzü fazla ısınır .İşte bu ısınmaya küresel ısınma denir Küresel ısınma insanoğlunun kaderi değildir. Küresel ısınma ’insanoğlunun zenginleşme hırsından toprak üstü ve toprakaltı kaynaklarını çıkarları uğruna aşırı kullanmasından , ormansızlaştırmasından ,doğayı acımazsızca tahrip ve talan etmesinden , ekosistemin dengesini tamiri mümkün olmayacak şekilde bozmasından ,su kayaklarını hunharca kullanmaktan kaynaklanır ‘’.Küresel ısınma açıkça doyumsuz insanlar tarafından kendi elleriyle yaratılır .Suçlu insanoğludur ,insanoğlunun zenginleşme hırsının doyumsuzluğudur
Küresel Isınmanın Yarattığı Zararlar Nelerdir ?Küresel ısınmanın yarattığı sorunları say say bitmez .Örneklersek: okyanuslarda, nehirlerde ve buzullarda çözülmeler ,erimeler meydana gelir ,denizlerin suları yükselir ,fırtınalar ,seller ,zamansız ve düzensiz yağışlar, aşırı soğuklar ,kavurucu sarı sıcaklar ,kuraklıklar ,çölleşme , mevsimsel değişimlerde anormallikler , ekosistemde dengesizlikler meydana gelir , yer altı suları da tabana çekildikçe çekilir hatta yer altı suları bitmeye tükenmeye bile yüz tutar ,obrukların oluşum koşulları da ivme kazanır ,canlıların ,doğanın böcünün ,börtünün kurdun ,kuşun yaşamları zorlaşarak yaşam döngülerinde bozulmalar meydana gelir.
Merak eder dururum ülkelerini yöneten sorumlular ülkesine halkına ,milletine zarar veren çevresini kirleten kirleticilerle bütün gücüyle neden ve niçin mücadele etmez ? Yine merak eder dururum ülkelerini yönetenler vatandaşlarına ,hısımına, akrabasına, hemşerilerine doğasına ,ekolojisine ,ekonomik ve sosyolojik değerlerine zararlı sorunları niye kendi elleriyle yaratırlar ? Niye Ulusumun sahip olduğu dağında taşında tepeliklerinde ,yer altında ,yer üstünde bulunan ve yenilenmesi veya yerine konulması da mümkün olmayan geleceğimizin gelecek nesillerimizin çocuklarımızın milli varlığımız ve milli zenginliğimiz diğer bir deyişle kamunun malı olan madenlerimizin milletinin ,ulusunun izni olmadan rızası olmadan ,gönlü olmadan, yabancı ve yerli sermayenin emrine veriliyor veya hediye ediliyor ? veya kaba tabirle peşkeş çekiliyor? Niye ? Acaba yöneticiler doğa ve yeşilliği sevmeyen veya duyarlı olmayan bu tür davranışlarıyla ülkemizde çok sayıda insanlar aç bırakılıyor,? biyolojik -çeşitlilik ,yeşili yeşilin bütün tonlarını doğada yok ediliyor ? biliyor mu ? biliyorlar mı ? Toprağın biyolojik, fiziksel , kimyasal yapısının bozulduğunu verimsiz hale geldiğini biliyor mu ? veya biliyorlar mı? Acaba yöneticiler her bir ağacın kesimi bile gezegenimize zarara verdiğini biliyorlar mı ?
Çağdaş ülkelerin yöneticileri ise çevreyi kirletecek unsurlara asla göz yummazlar. Paris İklim Antlaşmalarının gereğini de harfiyen yerine getirirler , yasal yollarla ekosistemin ,doğada yaşayan canlıların sağlıklı ve yaşamsal haklarını korumak için olanca güçleriyle uğraşırlar ,çevresinde olup bitenleri yorulmadan da takip ederek vatandaşlarının dileklerini yerine getirirler Ülkemizde ise yöneticilerimiz Çağdaş Ülkelerin yöneticileri gibi aynı duyarlılıkla görevlerini yerine getirmiyorlar ama niye? Bilmeliler ki; dağlarımız tepelerimiz ovalarımız ormanlarımız sularımız ülkemizin zenginliği olup Ayşe Teyzenin Fatma Ninenin ,Ökkeş Emminin İbrahim Dedenin Ali Dayının malıdır ,halkın malıdır kamunun malıdır Mosyölerin ,Mıstırların , Hanzoların Şakşakcı Arabilerin malı değildir .
Küresel Isınman Yarattığı Zararları Asgari Düzeye İndirmek İçin Yapılması GerekenlerÜlkemizde suların kullanımı ile ilgili ciddi bir araştırmalara , çalışmalara başlanmalı toplantılar yapılmalı, ivedilikle her ilin, her ilçenin Ziraat Odası Başkanları, Tarım İl Müdürleri , Devlet Su İşleri Müdürleri , Meteoroloji Müdürleri ve Konunun Uzmanları bir araya gelerek vatandaşlarımıza , üreticilerimize küresel ısınma , ülkemizde yarattığı sorunları, iklim değişiklikleri ,iklim bozuklukları ,su kıtlığı ve günlük su ihtiyacımızı nasıl gideririz vb. konularda uygulamalı dersler ,kurslar ve seminerler verilmeli veya düzenlemeli. Ayrıca üreticilere ,çiftçilere arazilerine önümüzdeki yıl veya yıllarda hangi tür ürünleri nasıl ekeceklerini, dikeceklerini ,ektikleri veya ekeceklerini ürünleri de rantabl şekilde hangi modern sulama ve drenaj yöntemleri kullanarak sulayacaklarını uygulamalı olarak göstermeleri , eğitmeleri ve öğretmeleri gerekir.İkinci olarak : yabancı şirketlerinin ,yerli işbirlikçilerinin ve bel -eşçilerin yurdumuzun dağından, taşından, ormanından toprağından ,ekosistemimizden ellerini , ayaklarını çektirmeli ve ruhsatlarını derhal iptal edilmelidir .Değilse küresel ısınmanın hakkından gelinemez . Eğer bu doğa düşmanları ve rantçılar aynı hızla milli değerlerimizi oymaya , yolmaya ,aşırmaya ,delik ,deşik etmeye, talan etmeye devam ederlerse bir gram altın için bile binlerce ton suyu yürekleri sızlamadan kullanmaya devam ederlerse ;yarınlarımızda Türkiye toprakları susuzluktan ,küresel Isınmanın zararından kavrulacaktır. Bu nedenlerin gereği olarak doğa katliamcıların talancıların faaliyetleri hemen sonlandırmalıdır Aksi takdirde üreticiler, çiftçileri ve Türk Halkı yağmur duasına çıkmaktan kendilerini alamayacaklardır. Her bir ağaç kesildiğinde gezegenimizde sorunlar yaşanır Ülkemin bütün yörelerinde ki dağları taşları delik deşik ederken üzerinde yıllardır Co2 salınımına engelleyen cennetvari görünümlü yemyeşil ormanları kesen ,gezegenimizi yasa boğan yabancı maden şirketlerin sahipleri ,işbirlikçileri ve beleşçileri ve da onlara ruhsat veren ÇED raporu veren kişiler sizler ‘’halkımızın çocuklarımızın yaranlarını gasp ederken hiç mi hiç vicdanlarınız sızlamadı ,sızlamıyor mu ? ‘’ Yazıkların olsun kişiliklerinizeÜçüncü olarak : Avrupa Ülkelerinin Topraklarının yeşil örtü ile kaplanma oranı ; Türkiye Topraklarının yeşil örtü ile kaplanma oranı ile karşılaştırıldığında, ülkemizin yeşil örtülü ile örtülü alanın Avrupa ülkelerinden maalesef çok gerilerde olduğu söylenebilir İşte bu yüzden Avrupa Ülkelerine geceli gündüzlü daha çok yağmurlar yağar .Ayrıca ülkemizdeki topraklarımız Avrupa Ülkelerindeki gibi korunmadığı için de çokça kurak günler aylar yaşar ama niye ? Sayın yöneticiler yeşilin olduğu yerde hayat vardır ,nefes vardır, atmosfere CO2 salınımını engellenme işlemleri vardır. Çünkü yağmur yeşil örtü üzerine düşer yeşil örtülerin bulundukları yörelere düşer Bozkırlara düşmez.? Bunlara ek olarak yeşil örtü ‘’toprak erozyonunu , rüzgar erozyonu önler , yağmurun daha fazla düşmesine olanak verir’’. Bu yüzden ülkemizde ağaçlandırma seferberliği zorunlu olarak başlatılmalıdır aksi takdirde ülkenin doğası ,ekosistemi ve canlıları gelecekte küresel iklim krizinin yarattığı sorunlara mağlup olurBireysel olarak karınca kaderince küresel ısınmayı önlemek için daha sağlıklı yaşmak ve nefes almak için evimizin etrafında bahçemizde fidan dikmeliyiz ve hatta koşularımızla birlikte mahallemizi ağaçlandırmak için muhtarlarla iş birliği yaparak yollara boş yerlere fidanlar dikmeliyiz Böyle yaparsak çevremizin daha rahat nefes almasına katkıda bulunmuş oluruz.Taş ocakları, maden ve mermer ocakları, termik santraller tarım arazilerinin yakınlarına ve ormanlık alanlara yakın yörelerde kurulmamalıdır. Tarım arazilerinin meralarımızın tarım dışı amaçlar doğrultusunda kullanılmasına asla izin verilmemelidir. Zira toprağı olanın bağı-bostanı olur, bostanı olanın dağı-taşı olur dağı-taşı olanın ormanı olur ormanı olanında merası olur. Merası olanın da ineği, düvesi, koyunu, kuzusu keçisi olur; sütü olur, peyniri, yağı, loru, aşı olur, nitelikli işi ve iş gücü olur.Ormanlık alanlar daima gece – gündüz denetlenmeli, ormanlık alanlara bütün yıl boyunca sivil kişilerin girmesi yasaklanmalı, bu yasağa uymayanlar cezalandırılmalı, girip çıkanlar uyduyla, ışınla, arıgöz (drone) ile ya da ısıl kameralarla bütün gün izlenmeli, şüpheliler yakalanmalı ve bunlara caydırıcı cezalar uygulanmalıdırOrman yangınların çıktığı alanlar imara açılmamalı ve en kısa sürede ağaçlandırılmalıdır. Ormanlık alanların bulunduğu tepelere de yıldırım sebebiyle oluşabilecek yangınları önlemek amacıyla paratonerler yerleştirilmelidir. Yangınlara çok hassas olan, yalnızca iğne yapraklı ağaçlardan (çamgiller) oluşan değil, geniş yapraklı ağaçların da şeritler halinde yer aldığı ormanlar kurulmalıdır. Ayrıca kurumuş otlar, cam kırıkları, içki şişeleri, plastik şişeler düzenli olarak ormanlık alanlardan her gün kontrol edilerek uzaklaştırılmalıdır.Tarım ürünlerinde ithal değil tarımsal üretim politikası izlenmelidir. FAO’nun (Dünya Gıda Tarım Örgütü) raporlarına göre Türkiye bir zamanlar 23.7 milyon hektarla Avrupa’nın en verimli ve en geniş tarım arazisine sahip ülkesi konumundaydı. Ülkemizde yapılması gereken; vakit kaybedilmeden şimdiye kadar izlenen ithalat politikasından vazgeçip, üretim politikasına dönmelidir. Çünkü ithalat üretimi geriletirBitkisel üretim bölgelere ve Ekolojik Koşullara göre Planlanmalı ve Progranmalı . Ürünlerimizi bölgelerimize göre, iklim koşullarına ve toprak isteklerine göre ekilmeli dikilmeli Örneğin tahıllar, baklagiller, yem bitkileri İç Anadolu’da: Ayçiçeği Trakya’da, incir, zeytin, turunçgiller ve pamuk Ege’de yetiştirilmelidir. Hayvancılık ise genellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu’ya yönlendirilmelidir. Mısır, ağırlıklı olarak Çukurova’da yetiştirilmelidir.Yatırımlar Betonlaşmaya Değil Tarımsal Üretime Göre Düzenlenmelidir :Tarımda üretim olmadan sanayide kalkınma da olmaz. Milli ekonomimizde kalkınmadan ve iyileşmeden söz edilemez. Çünkü tarımsal faaliyetler yurttaşların beslenmelerini, giyinmelerini sağlar, işsizliği önler, sanayi işletmesinin hammaddesini sağlar. Ayrıca toplum hayatının gelişiminde yapı taşlarını oluşturur. Devletimiz tarım ürünlerinin ekiminden-dikiminden hasat edilmelerine kadar her bir evresinde çiftçilerimizin yanında olmalı, devletimiz tarafından da üreticilerimiz sübvanse edilmeli yine her bir girdiye devletimiz destek vermelidir. Üretici ekim-dikim konusunda kendi haline bırakılmamalı, arz ve talebe göre ürünlerin ekimi-dikimi yapılmalıdır Üreticiler plansız, programsız yetkili kuruldan habersiz tarlasına ekim ve dikim yapmamalıdır.Ziraat odalarının yeniden düzenlenmesi ve etkinliğinin artırılması, sadece aidat alan bir kurum kimliğinden kurtulması için Ziraat Odalarının Kanunu değiştirilmelidir.Ülke Genelinde Nüfus Planlaması Yapılmalı Sığınmacılar Mülteciler Kaçak İnsanlar Ülkelerine Geri Gönderilmelidir :Ülkemizde TÜİK Raporlarına göre Atmosfere sera gaz salınımı kişi başına yaklaşık 6 tondur Ülkemizin nüfusu 90 milyona yakın şayet nüfus sayısı azaltılırsa, sığınmacılarda ülkelerine geri gönderilirse atmosferde sera gazı salınımı da azalacaktır Buda küresel ısınmayı tetikleyen fosil yakıtların eskiye göre daha az kullanılacağını işaret eder.Egzoz Gazlarının Atmosfere Emisyonun Asgariye İndirilmesi:Taşıt araçlar tarafından atmosfere salınan egzoz gazları ( Carbon Dioksit ,Nitrojen Oksit, Kükürt Dioksit ,Hidrocarbonlar,Benzen ) insan sağlığına ,doğa sağlığına ,ekosistemin sağlığına , çevresine zararlı olup küresel ısınmanın etkisini önemli oranda artırır ,çevre kirliliğini artırır, özellikle taşıtların çok bulunduğu ortamlarda, mahallerde pis duman , kokusu ve partiküller soluk almamızı zorlaştır Küresel ısınmanın yüzdesel olarak yüksek oranlarda da zararını seyretmesini artırır Bu zararı azaltmak ve yakıttan tasarruf etmek için tren , otobüs gibi toplu ulaşım araçlarını kullanılmalıdır. Yakın mesafeler için yürünmeli işe gitmek için bisiklet , elektrikle çalışan araçlar hibrit otomobiller, elektrikle çalışan otomobiller kullanılmalıdır . Bu araçları kullanmakla hem küresel ısınmanın oluşumu asgariye indirilir çevre kirliliği azaltılmış olur hem de maliyetten kısılmış olurÇevre Korunması Ve Küresel Isınmanın Zararını Azaltmak İçin Yenilebilir (Rüzgar ve Güneş Enerjisi vb )Enerji Kaynaklarını Kullanılmalı Çünkü Yenilebilir enerji kaynakları yenilemez enerji kaynaklarının aksine karbondioksit gazının atmosfere salınmaz ,çevre kirleticilerinin canlılara doğaya etkin zarar vermez. Küresel ısınmanın oluşumunu engeller Atmosferde sera gazlarının yoğunlaşmasını engeller ve çevremize zarar vermeyen enerji üretimini sağlarSONUÇ : Ülkemiz su zengini bir ülke değildir. Dünyada az yağış alan Ülkeler arasında yer aldığı söylenir . Ülkemiz de genelinde son yıllarda kuraklık nedeniyle yer altı sulama kuyularındaki suların tabanına doğru onlarca metre derine çekildiği medyadan bildirilmektedir .Üreticiler arazilerindeki ürünlerini sulamak , yeraltı sularla buluşturmak üzere kuyularının tabanına çekilmiş sulara erişmek amacıyla metrelerce derinliğine su boruları yerleştirmişlerdir. Üreticilerin bazıları suya erişmişler bazıları da mevcut su kuyularını kapatmışlardır Anadolu deyişiyle, o çiftçiler kuraklık mağdur oldukları için ağızlarını bıçak bile açmıyor Konuşma imkanı bulduğum Halit Mut ve Ramazan Akdoğan gibi büyük üreticiler bana ‘’eğer önümüzdeki yıllarda da kuraklıklar memleketimizde devam ederse yıllarca geçimimizi sağladığımız çiftçilik mesleğimizi bırakacağız dediler ve sonra mutlaka bütün üreticilerin girişimleri ülke çapında desteklenmeli ,tarımsal yatırımlar daha çok artırılmalı , tarımsal girdiler de en ucuz koşullarda da üreticilerin hizmetlerine sunulmalıdır ‘’dediler’’ Üreticilerimiz haklılar Eğer ülkemiz küresel iklim krizinden kurtarılmak isteniyorsa ;Devletimiz vakit kaybetmeden hem üreticilerimizi isteklerini yerine getirmelidir hem de yukarıda vurgulamaya çalıştığımız öneriler yerine getirmelidir.
Doğamız ,dağımız, taşımız ve toprağımız; ulusumuza bahşedilmiş bir milli hazinedir . Bu Milli Hazinemiz doğasal varlık zenginliğimiz maalesef Ülkemizin her yöresinde göz göre katledilmek üzere ama vatandaşların, yurttaşların rızası alınmadan kendilerine sorulmadan yöneticilerimiz tarafından bir avuç emperyalist zihniyetli yerli, yabancı ve yerli işbirlikçilerin hizmetine sunulmuştur. Bu zihniyetlilerin moral bozucu faaliyetlerine her nedense hiç kimse dur diyemiyor Bu insanlar küresel ısınmayı ülkemize getiren insanlardır Aslında bu tür insanlara ülkemize girmesi ve toprağımıza ayak basmalarına doğamızı delik etmesine ekosistemimizin dengesin bozmalarına asla izin verilmemelidir. Ama veriliyor…
Doğayı sevmeyen , koruyamayan betonlaşmayı ülkemizi kalkındırır diye düşünen rantcı zihniyet taşıyan insanlar yörelerinde ve ülke genelinde yönetici olarak da seçilmemelidir .Ülkemizde çevreyi koruma, ekosistemi koruma , doğayı koruma, madenler gibi milli hazinelerimizi koruma atalarımızdan bize emanet edilen değerlerdir Bu nedenle ülkemizde Milli hazinelerimizi koruma bilincini ve politikasının yaşamımızın ve yarınlarımızın vazgeçilmez bir ögesi haline getirilmeli ve yerleştirilmelidir. Ayrıca ülkemizde Co2 yoğunluğunu azaltmak için ülke genelinde ağaç dikim seferberliği yapılmalı ,nüfus planlama yapılmalı, sığınmacıları ve mülteciler hepsi ülkelerine geri gönderilmelidir Daha az fosil içerikli yakıt kullanılmalı enerji üretimi için yenilebilir enerji kaynaklarını kullanmaya yönlendirmelidir özendirilmelidir Benden söylemesi
KaynaklarProf Dr Abdurrahman YiğitMehmet Asil Yılmaz Mansetturkiye .Com Ve Trakya Demokrat GazetesiKuresel-isinma-gezegenimiz-ne-kadar-isindi.pdfKüreseI Isınmayı Önlemek İçin Neler YapmalıyızObruk Nedir ? Nasıl oluşurYasemin Özkaya Yenilebilir Enerji KaynaklarıNurzen Amuran Oda TV